17 Kasım 2012 Cumartesi

6. Gün, Karagöl

Dün gece Murgul'da kalmıştık. Sabah 7:30'da kalktık, hazırlandık, Murat'ın teyzesine veda edip, aşağıya indik, servis beklemeye. Saat 8'de gelmesi gereken servis, 8:30'a kadar gelmedi. Biz de gelen araçlara otostop yapalım bari dedik, ne de olsa bulunduğumuz yoldan giden biri, aradaki köylere gitmiyorsa, Borçka'dan geçmek zorundaydı. Bir araç durdu, kullanan, dün akşam çarşı'da çay içerken tanıştığımız, Murat'ın dayısının bir arkadaşıydı. Saolsun bizi şehrin girişinde bırak dememize rağmen, içeriye kadar girdi. Buraların insanı biraz garip ama, doktor'a gerçekten saygı duyuyorlar. İlginç.

Eve 9 gibi varmış olduk böylece. Murgul'un havası mı çarptı nedir, ikimiz de uyumuşuz. Söz de 11 gibi Kadir'le konuşup, Karagöl'e doğru yola çıkacaktık. 12 gibi o bizi uyandırdı. Tabi tahmin edin ne yaptık? Evet bildiniz sanırım, Emine Abla'ya gidip öğle yemeğimizi yedik. Sonrasında ise Kadir'le buluştuk.

Kadir hastane personellerinden biri. Bolu'lu. 2 ay önce buraya atanmış, ama buralardan pek memnun değil, daha önce görev yaptığı Urfa'ya dönmek istiyor. Beyaz bir Broadway'i var. Aslında düşününce, buranın coğrafyası için, pek çok yeni arabadan daha mantıklı, Broadway/Şahin gibi araçlar, keza yerden yüksekler. Karagöl'e doğru çıktık yola.

Yol klasik Artvin yollarından, bol virajlı. Bir kaç kilometre geçtikten sonra, Muratlı ve Camili'ye doğru ikiye ayrılıyor yol. Karagöl Camili yolunun üzerinde, sağdan gitmeniz gerekiyor. Bu noktadan sonra, hafiften hafiften yokuş çıkmaya başlıyoruz. Hafiften derken, çok hafifte değil tabi, 25km'lik yol bittiğinde, yaklaşık 120metre rakımdan, 1500 metreye çıkmış oluyorsunuz. Yol çok kötü sayılmaz, ta ki Karagöl Milli Parkı levhasını görüp, Karagöl'e doğru gitmeye başlayıncaya kadar.

Yol boyu, manzara muhteşem. Yeşilin, sarının ve kırmızının her tonunu görüyorsunuz ağaçların üzerinde. Tarif etmek pek mümkün değil, ama o hani hep şehirli insanın filmlerde, fotoğraflarda, görüp aşık olduğu muhteşem dağlar var ya. İşte onlar gerçekmiş, var burada =)

Karagöl Milli Parkına girdikten sonra, yol fazlasıyla yokuş yukarı, yerler keskin taşlarla dolu, hatta sığ da olsa 1-2 yerde suyun içinden bile geçiyorsunuz. Manzara deseniz muhteşem, her 200-300 metrede bir sol tarafınızda şelaleler görüyorsunuz irili ufaklı. Ha tabi bu arada, sağ taraf uçurum =) Bu yol 4km sürüyor, ama geçirdiğiniz zaman diğer 20 km ile aynı neredeyse, yoldan dolayı.

Aracınızı parkettikten sonra, 3 dakikalık bir yürüyüşle göl'ün kenarına geliyorsunuz. Göl'ü çok anlatmama gerek yok, keza bugün fotoğraflarını paylaştım sizlerle. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüş yolu var etrafında, piknik yapmak için masalarda yerleştirilmiş. Yazın gelmelik tam. Serin muhteşem doğa ile başbaşa bir mangal. Tadına doyum olmaz =)

Hava kararmadan dönmeye karar verdik. Güneş 15:55 civarında batıyor burada. Borçka'ya gelirken yol üzerinde bir pansiyonda durup çay içiyoruz. Tahta, ve küçük bir çayın yanına kurulmuş bir yerde, günzel manzaranın tadını çıkararak çaylarımızı içiyoruz. 3 çaya 3 lira istiyorlar. Borçka'ya geldiğimden beri en pahalı çayımı da içmiş oluyorum böylece. Sonrasında ise sorunsuzca Borçka'ya varıyoruz.

Gelince Yoyo Cafe'de(hani bu Mavi Çarşı içinde olan) çay içtik yine. Sonrasında ise Emine Abla'ya gidip, içimizi ısıtsın diye çorba içtik. Yayla Çorbası yapmış bugün. Biraz tuzlu olduğundan şikayet ettiğimden midir, bizi sevdiğinden midir bilmem, ücret almadı bizden. Üzerine bir kez daha çayımızı içtikten sonra eve gidiyoruz.

Çok şey yaptığımızı düşünüp, saatin çok geç olduğuna inandığımız halde, eve girdiğimizde saat daha 17:30 civarı. Burada zaman hiç akmıyor, sanki günler 30-40 saat. Oturup vakit öldürdükten sonra, Kadirle ben Fenerbahçe maçını izlemek için Yoyo Cafe'ye gittik. Sütlü nescafe içtim bu sefer, hayatımda bir değişiklik olsun diye =) Maçın ilk yarısı sonucunda durum pek parlak olmayınca ben evime, Kadir'de lojmanına döndü.

Saat 19:50, ve daha hala öldürmek gereken çok zaman var. Biraz daha öldürünce, yemek yemeye gidiyoruz. Emine Abla'nın tavsiye ettiği bir başka pideciye bu sefer. Yanındaki dükkan, ve iyi çocuklar işletiyor orayı, gidin yiyin tanışın dedi bizlere. Ben karışık(kavurma, sucuk, kaşar), Murat ise sucuklu yumurtalı pide yiyoruz. Gayet lezzetli. Ama ucuz değil maalesef pide burada. 2 pide, 1 kola, ve 1 ayran için 15 lira verip çıkıyoruz.

Yarın Sezgin'le birlikte Gürcistan'a geçmeyi planlıyorduk, ama vazgeçtik. Muhtemelen Hopa'ya gidip orayı gezicez. Şimdi çay demliyoruz kendimize, çayımızı içip, yatıcaz =)

Sağlıcakla kalın, yarın görüşmek üzere!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder