13 Kasım 2012 Salı

İlk gun, ilk heyecan

Bu işe pek bulaşmıyım dedim, ama uyku tutmayınca ilk gunden başlayayım dedim. Gerçi sadece 1 ay kalıcam ama yine de yeterli malzeme çıkacaktır diye düşünüyorum.

THY'nin Hopa seferine bilet almakla başladı herşey. Araştırmalarıma göre uçak Batum'a iniyor oradan da otobüs ile Hopa'ya geçiliyordu. Uçaga biniş icin kimlikle dış hatlardan gümrükten geçmek lazımdı. Babam emin olamayınca tetelefonla THY'den uçuşun hangi terminalden oldugunu ogrenmek istedi, ve kendisine İç Hatlar cevabı verilmesi ile havaalanina doğru yola çıktık.

Daha önce büyük bir valizle yola çıktığım Hırvatistan ve Tayvan'daki 1 aylık maceralarimdan edindiğim tecrübe ile 80 litrelik bir sırt çantasına doldurdum ihtiyacim olan eşyalarımı. Keza büyük bir valiz ile bilmediğiniz yerlerde seyahat etmek ve o valizi peşinizden sürükleyip gerektiğinde elinize almaya çalışmak gerçekten sorun yaratabiliyor. Annemin tüm korkularina rağmen çantaya rahaçca sığdım. Ve hatta gömleklerimin hiç birisinin kırışmadığını görmek de sevinç kaynağı oldu(bkz. gömlek dışında bir şey giymiyor oluşum.)

Babam beni 11:45 sularında iç hatlara bıraktı, ve maceram resmen başlamış oldu. İç hatlarda edindiğim bilgiye göre uçuşuma dış hatlardan gitmem gerekiyordu, ve uçağım 13:25'de idi. Sırtımda 15 kiloluk çantam ve ne de olsa hemen çantayı veririm mantığı ile çıkarmamış olduğum polar ve montumla birlikte koşar adımlarla dış hatlara gittim. Neyse ki online check-in yapmışım yoksa kuyruğa bakınca uçağa yetişememe olasılığımın bir hayli yüksek olduğunu belirtmem gerekiyor. Çantamı sırtımdan çıkardığım da gömleğimin terden ne kadar ıslandığını anlatmam pek mümkün değil, onu da belirtmek isterim. Çantamı verdim ve çıkış pulu almama gerek olmadığı bilgisini teyit ettirdikten sonra gümrüğe doğru gittim.

Gümrükten uçuş kartınız ve kimliğiniz ile rahatça geçiyorsunuz; bu uçuşla duty freeden alışveriş yapmak mümkün mü denemedim keza çok vaktim yoktu ve uçağın kapısına gectim.

Uçuş bilgileri olarak 13:25 kalkış ve 16:00 varış deniliyor. Ama uçuş 3 saat değil tabi ki de. 16:00 varış diye bahsedilen gerçekten de Hopa'ya varış. Yani belirtilen süre içerisinde tahmini otobüs yolculuğu süresi de var.

Pilot uçağın lokal saatle 17:20 civarında inecegini söylediğinde noluyoruz dedim. Sonra farkettim ki Gürcistan ile saat farkimiz 2. Tabi Batum ve Hopa arasındaki mesafenin, İstanbul'da Taksim'den Beşiktaş'a otobüsle inmek icin gereken süre ile aynı (bkz. yarım saat) olduğu düşünülünce garip geliyor biraz.

Havaalanına indiğinizde, sizi terminale alıyorlar ve hemen 2 gruba bölüp Hopa yolcularını sağdaki bir odaya topluyorlar. Hopa yolcusu olanların isim listesi oradaki bir görevlide mevcut ve tek tek kontrol ederek sizi odaya alıyor. Yalnız aslında kontrol ettiği kaçak Hopa yolcusundan ziyade, Hopa diye bilet alıp Batum'a gitmeye çalışanları bulmak.

Evet 120 liraya Hopaya bilet alıp 300 liralik Batum yolcularıyla birlikte seyahat edip sonra orada işi ucuza kapatmak yok. Sert bir şekilde buna engel oluyorlar aklinizda bulunsun. Ve öyle yolda ineyim gümrükte iner geri geçerim de diyemiyorsunuz, paşa paşa Hopa'ya.

Siz beklerken valizleriniz otobüse yerleştiriliyor ve sonra kara yolculuğu. Önce 15 dakika Batum'da ilerliyorsunuz sonra kimse size gümrükte bir şey sormadan 2 dakikada kapıdan geçiyor ve Türkiye'ye tekrar giriyorsunuz.

Yol çok guzel. Dalmaçya sahillerinde, Hırvatistan'da bir şehirden diğerine gidenler muhteşem bir manzara ile karşılaşırlar. Bir taraf çok güzel bir deniz, diğer taraf ise dik kayalıklardan olusan çok güzel yemyeşil bir orman. Dalmaçya halt yemiş. Burada daha güzel bir deniz daha güzel bir orman var. Maalesef sadece 15 dakika sonra Hopa'ya varıyorsunuz.

Hopa'da limanın içinde gerçekten de Batum Havaalanı, Hopa Terminali diye bir bina yapmış adamlar. Biraz garip biraz komik. Otobüs sizi bir tarafta bırakıyor, içeri giriyorsunuz, kimliğinizi bir memura veriyorsunuz ve o bilgisayardan bir şeyler yapıp yarım dakika sonra geçmenize izin veriyor. Bu sırada otobüs binanın diğer tarafına geçiyor ve sizi kapıda bekliyor. Valizlerinizi alıyorsunuz ve artık tamtakır Hopa'dasınız.

Çıkışta sizi bir servis aracı bekliyor. Artvin ve Borçka'ya götürmek üzere. Aslında Borçka'ya yolcu götürüyor olmasının tek sebebi Borçka'dan geçmeden Artvin'e gidilemiyor olması. Yoksa öyle çok takacakları bir yer değil.

Yolculuk sarsıcı. Şöför gidebildiği maksimum hızda gidiyor. Yolda 5 saniyelik bir düzlük dahi yok. Sürekli sağa ve sola sert dönüşler. Yol tek şerit gidiş tek şerit geliş. Yaklaşık 45 dakika sürüyor, ama yarım saatten sonra en dinsiz imansız adamı bile yola getirebilecek bir yol ve pilotaj. Neyse ki Cankurtaran geçidi diye bir tünel çalışması yapılıyormuş, ve Borçka direkt olarak Batum'a duble yol ile bağlanacakmış. Güzel bir gelişme.

Borçka'ya gelince şöför köprüde bıraksam olur mu dedi. Ben pek bir fikrim yok Devlet Hastanesine ya da Öğretmenevi'ne yakın mı dediğim de ise bir anda tüm serviste yeni doktor sinyalleri çakılmaya başlanıyor ve de farklı bakışlar ve saygı gördüğünüzü o an hissediyorsunuz. Servis şöföründen Borçka'da doktorlar uzun durmaz bilgisini aldığınızda hüzünlü bir gülümseme ile kendinizin de durmayacağınızı belirtiyorsunuz, dönüş için şöförün kartını alıp Öğretmenevi'nin önünde iniyorsunuz.

Aslen plan, daha önceden görüşülen hastane memurlarından birini aramak ve onun Öğretmenevi'nde yer ayarlamasını, daha sonraki gün ise lojmana götürmesini sağlamaktı. Ama şans odur ki, birlikte atandığım Akdeniz mezunu Murat isimli bir arkadaş burada bir ev tutmus, ve yanında kalabileceğimi söyledi. Buluştuk ve eve gittik.

Arkadaş bir cok masraf yapmış yeni eşyalar almis ve ev en azından kalınabilecek hale gelmiş. Sevinmedim desem yalan olur. Gerçekten de dört ayak üstüne düştüm bu konuda.

Murat'ın babasının Borçka'da yaşayan bir tandığı ile buluştuk daha sonra.(Bu arada unutmuşum, saat 17:15'de Borçka'ya ayak basmıştım, yani yaklaşık 4 saatte İstanbul'dan buraya rahatça gelmek mümkün). Sağolsun bize şehri biraz gezdirdi, yemek yedik, ve yemek yenilecek yerleri gösterdi bize kabaca.

Özet geçmek gerekirse, 2 köprü ile birbirine bağlı iki yakadan oluşan ortasından Çoruh nehri geçen bir ilçe Borçka. Merkezin nüfusu yaklaşık 10,000 kişiymiş. Etrafta muhtemelen aradığınız bir şeyi bulamama şansınız pek yok. 200 metrelik alanda 3 tane Playstation cafe dahi var. BİM ve A101 de mevcut. Bol bol restoran ve dükkan da mevcut. En korktuğum şeylerin başında kuru temizleme vs gibi bir şey bulamamaktı, ki evin tam karşısında var. Yani yaşamak için ihtiyaciniz olan herşey burada mevcut aslında.

Yemek yedikten sonra bir başka restorana geçtik, oranın sahibi Emine Abla ile tanıştık. Hoş sohbet cana yakın bir abla. 2 saate yakın kalmışız yanında. Sonrasında ise eve geldik biraz daha yerleştik ve artık uyku vakti.

Ha bir de son olarak, çay guzel. Çaya asla hayır diyemeyen biri olarak saat 6'dan 8'e kadar 3 bardak ve 1 fincan çay içtim. Sanırım günde 1 litre çay ortalaması tutturup, Ice Tea bağımlılığımı çay bağımlılığına çevirip öyle dönücem.

Yarın görüşmek üzere(Yarın eve internet bağlanıyor, ne olur ne olmaz diye aldığım VINN pek işe yaramayacak sanırım :))

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder